Size biraz Lille fotoğrafı getirdim. 

Allahım bu özleme duygusunu benden almazsan her uykumdan delirerek kalkacağım en sonunda. Senden ricam, bir süreliğine bu duyguyu al, sonra yine eziyet etmek için geri verirsin. Ama şu aralar al bunu, fazla birikme oldu, yoruluyorum.

Bir insan nasıl bu kadar özler bir insan nasıl bu kadar özlenebilir? Her şeyin bir sonu varsa ayrılıkların da sonu varsa özlemenin sonunu görebilir miyim artık. Kısaca onu görebilir miyim artık?

Önceki zamanları düşünüyorum, insanlar aylarca, yıllarca uzak kalıyorlarmış, görmüyorlarmış. Nasıl mutlu olunuyormuş ki öyleyken? Hep bir yanın eksikmiş gibi hissederken mutluluk duygusu neresinde bu işin? Bilen varsa bulsun bana da göstersin.

Lille’den ayrılıyoruz bugün. Utanmasam sadece otobüs ve otel kısımlarını seveceğim şehrin. “wifi olan mekanları sevmek zorunda olanlar derneği” gibi bir şey kurulsa bu 2 ayda onun başkanı olacak kadar çok severdim mekanları, ki seviyorum da.

Gelme ihtimalinin en ufak hali bile var ya, o bile biraz avutamıyor şu anda beni.

Özlem duygusu kötü oluyor bir yerden sonra.

Burada yaşayanları kıskandım mı? Fazlasıyla, evet. 

Belki biraz yarınki sınava çalışabilirim, hı? Ufak ihtimaller denizi.

Belki biraz yarınki sınava çalışabilirim, hı? Ufak ihtimaller denizi.

"Ne zaman geleceksin?"

Dünyanın en garip hislerinden biri şu bence: 1 aydır göremediğiniz insanı her sabah gözünüzü açmadan hemen önce onu görüyormuş gibi hissetmek. Sanki gözünüzü açınca da o olacakmış yanınızda gibi geliyor. Kendinize gelince de olmadığını fark edip hüzünleniyorsunuz ve ona yazıyorsunuz hemen.

1 aydır bu hisse alışamadım. Daha önümde 2 ay var. Muhtemelen o zamana kadar alışmış olurum. Umarım olurum.

“Sevmek ne uzun kelime!”
Akordiyon çalan kafeler ne güzelli. İlk videomun heyecanı.

Akordiyon çalan kafeler ne güzelli. İlk videomun heyecanı.


"Ve birbirimizden başka hiç kimseyi sevmeyeceğiz."
          “Hayır. Asla.”
Oysa Paris çok eski bir kentti, biz ise gençtik; hiçbir şey yalın değildi orda, yoksulluk bile; ve ne kolay para, ne ayışığı, ne doğru ve yanlış, ne de ayışığında yanınızda yatan birinin soluklanışı; hiçbir şey.
İyi ya da kötü şeyler sona erdiklerinde arkalarında bir boşluk bırakırlar. Sona eren kötü bir şeyse o boşluk kendiliğinden kapanır, ama yok, iyi bir şeyse boşluğu kapatmak için ondan daha esaslı bir şey bulmak gerekir.
Eğer gençliğinizde Paris’te yaşamak şansına ermişseniz, ömrünüzün geri kalan bölümünde nereye giderseniz gidin, o sizinle birliktedir artık, çünkü Paris devingen bir şenliktir…


Ernest Hemingway - Paris Bir Şenliktir
  • "Ve birbirimizden başka hiç kimseyi sevmeyeceğiz."

          “Hayır. Asla.”

  • Oysa Paris çok eski bir kentti, biz ise gençtik; hiçbir şey yalın değildi orda, yoksulluk bile; ve ne kolay para, ne ayışığı, ne doğru ve yanlış, ne de ayışığında yanınızda yatan birinin soluklanışı; hiçbir şey.
  • İyi ya da kötü şeyler sona erdiklerinde arkalarında bir boşluk bırakırlar. Sona eren kötü bir şeyse o boşluk kendiliğinden kapanır, ama yok, iyi bir şeyse boşluğu kapatmak için ondan daha esaslı bir şey bulmak gerekir.
  • Eğer gençliğinizde Paris’te yaşamak şansına ermişseniz, ömrünüzün geri kalan bölümünde nereye giderseniz gidin, o sizinle birliktedir artık, çünkü Paris devingen bir şenliktir…
Ernest Hemingway - Paris Bir Şenliktir

Hoş kalın.

"Katya’nın Yazı"nı bitirttim anneme de hemen bu söz aklıma geldi. Sonra ne kadar olmuş diye meraklandım, hâlâ dünya kadar zamanımız var; hem kavuşmak için hem paylaşmak için. 
Hayat zor bazen.
Hâlâ okumayanlarınız varsa okuyun kitabı, pek güzel. 

"Katya’nın Yazı"nı bitirttim anneme de hemen bu söz aklıma geldi. Sonra ne kadar olmuş diye meraklandım, hâlâ dünya kadar zamanımız var; hem kavuşmak için hem paylaşmak için.

Hayat zor bazen.

Hâlâ okumayanlarınız varsa okuyun kitabı, pek güzel. 

Louvre ve Hôtel de Ville’in etrafını biraz dolaşıp döndük. Hep aynı yerlerde turluyoruz, hadi hayırlısı. 

                  Lüksemburg Bahçesi (Jardin du Luxemborug)

     Burada sürekli bulunma şansına sahip olan insanları çok kıskanıyorum. Satranç oynayanlar mı istersiniz, tenis kortları, basket sahaları mı dersiniz, çocuklar için at binme yeri mi dersiniz ne isterseniz var. Onun ötesinde gelin buraya yatmaya müsait sandalyelerinde uzanın, uzatın ayaklarınızı kitap okuyun. Yazları açık havada ufak konserler de oluyor, kimisi çok da güzel oluyor açıkçası.

     Son fotoğrafta gördüğünüz Lüksemburg Sarayı, şimdilerde Fransız Senatosu olarak kullanılmakta. Sanıyorum ki izinle gezebiliyorsunuz orasını, ben kapısını hiç açık görmedim geçen seneden beri. 

     1610’da suikaste uğrayan IV. Henry’nin eşi Marie de Médicis, Louvre Sarayı’nda daha fazla yaşamak istemez ve bunun üzerine Lüksemburg dükünden 1612 yılında satın alır burasını. Tabii alındığında çok daha küçük bir alana sahip olsa da zamanla büyütülür. Floransa’da büyüdüğü Pitti Palace’ın Boboli Bahçesi’ndeki gibi düzenletir burasını. Sonrasında da 1615-1627 yıllarında parkın kuzeyine Lüksemburg Sarayı inşa edilir. 

      Saray Marie de Medicis için Salomon de Brosse tarafından İtalyan tarzda tasarlanır. Ama bizim Marie de Medicis, daha sarayın keyfini süremeden 1925 yılında sürgün edilir.

Bugün ufak anlatım yapma peşindeyim, kuru kuruya fotoğraf paylaşmayayım. Ben de gezerken değil yazarken öğreniyorum.

Saint Sulpice Kilisesi, Notre-Dame’dan sonra Paris’in en büyük Roma-Katolik kilisesi olarak geçiyor. İçerisinde gül çizgisi, torino kefeni ve bir sürü tablo barındırıyor. 

Gül Çizgisi: Greenwich’ten önce başlangıç meridyeni burasının olduğu inancı varmış ve kutsal kasenin bulunduğu yeri gösterdiğine inanılıyormuş.

Torino Kefeni: İsa’nın sarıldığı kefen olarak inanılıyormuş, ben bilmem, onlar diyor.

Kilise’de Victor Hugo'nun evlilik töreni ve Marquis de Sade ile Charles Baudelaire'in vaftizleri olmuş. 

Da Vinci Şifresi’ni Sungun Babacan seslendirince dinlemiştim bir kısmını, onda da burası geçiyor. Ona dair bir şeyler yazılmış Ertuğrul Özkök tarafından, ilginizi çekerse bakarsınız:
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/02/07/409865.asp

Burada da Fransızca bir video var, içini gösteriyor, ben fotoğraf çekmeye üşendim fazla fazla: http://www.youtube.com/watch?v=aQUIrollGOc

"Geçen yaz hiç hasta olmadım." diye tutunuyordum, bu yaz daha 2. günden hasta oldum. Beni bu havalar mahvetti. Kursa da gidemedim yine. Burası neresi kısmına gelecek olursak: Jardin des Tuileries’nin içinden Louvre görüntüsünü alabildiğim, petank oynayan amcaların olduğu nokta.

"Geçen yaz hiç hasta olmadım." diye tutunuyordum, bu yaz daha 2. günden hasta oldum. Beni bu havalar mahvetti. Kursa da gidemedim yine. Burası neresi kısmına gelecek olursak: Jardin des Tuileries’nin içinden Louvre görüntüsünü alabildiğim, petank oynayan amcaların olduğu nokta.

Evin sokağına merhaba diyelim.  (à Place Saint-Georges)

Evin sokağına merhaba diyelim. (à Place Saint-Georges)

Alaçatı ve düğün merasimlerimiz. 

Bu gece de valiz boşaltıp tekrardan hazırlayıp pazar sabahı ülkeyi terk ediyorum. Bu sürede hoş kalın.