"Katya’nın Yazı"nı bitirttim anneme de hemen bu söz aklıma geldi. Sonra ne kadar olmuş diye meraklandım, hâlâ dünya kadar zamanımız var; hem kavuşmak için hem paylaşmak için. 
Hayat zor bazen.
Hâlâ okumayanlarınız varsa okuyun kitabı, pek güzel. 

"Katya’nın Yazı"nı bitirttim anneme de hemen bu söz aklıma geldi. Sonra ne kadar olmuş diye meraklandım, hâlâ dünya kadar zamanımız var; hem kavuşmak için hem paylaşmak için.

Hayat zor bazen.

Hâlâ okumayanlarınız varsa okuyun kitabı, pek güzel. 

Louvre ve Hôtel de Ville’in etrafını biraz dolaşıp döndük. Hep aynı yerlerde turluyoruz, hadi hayırlısı. 

                  Lüksemburg Bahçesi (Jardin du Luxemborug)

     Burada sürekli bulunma şansına sahip olan insanları çok kıskanıyorum. Satranç oynayanlar mı istersiniz, tenis kortları, basket sahaları mı dersiniz, çocuklar için at binme yeri mi dersiniz ne isterseniz var. Onun ötesinde gelin buraya yatmaya müsait sandalyelerinde uzanın, uzatın ayaklarınızı kitap okuyun. Yazları açık havada ufak konserler de oluyor, kimisi çok da güzel oluyor açıkçası.

     Son fotoğrafta gördüğünüz Lüksemburg Sarayı, şimdilerde Fransız Senatosu olarak kullanılmakta. Sanıyorum ki izinle gezebiliyorsunuz orasını, ben kapısını hiç açık görmedim geçen seneden beri. 

     1610’da suikaste uğrayan IV. Henry’nin eşi Marie de Médicis, Louvre Sarayı’nda daha fazla yaşamak istemez ve bunun üzerine Lüksemburg dükünden 1612 yılında satın alır burasını. Tabii alındığında çok daha küçük bir alana sahip olsa da zamanla büyütülür. Floransa’da büyüdüğü Pitti Palace’ın Boboli Bahçesi’ndeki gibi düzenletir burasını. Sonrasında da 1615-1627 yıllarında parkın kuzeyine Lüksemburg Sarayı inşa edilir. 

      Saray Marie de Medicis için Salomon de Brosse tarafından İtalyan tarzda tasarlanır. Ama bizim Marie de Medicis, daha sarayın keyfini süremeden 1925 yılında sürgün edilir.

Bugün ufak anlatım yapma peşindeyim, kuru kuruya fotoğraf paylaşmayayım. Ben de gezerken değil yazarken öğreniyorum.

Saint Sulpice Kilisesi, Notre-Dame’dan sonra Paris’in en büyük Roma-Katolik kilisesi olarak geçiyor. İçerisinde gül çizgisi, torino kefeni ve bir sürü tablo barındırıyor. 

Gül Çizgisi: Greenwich’ten önce başlangıç meridyeni burasının olduğu inancı varmış ve kutsal kasenin bulunduğu yeri gösterdiğine inanılıyormuş.

Torino Kefeni: İsa’nın sarıldığı kefen olarak inanılıyormuş, ben bilmem, onlar diyor.

Kilise’de Victor Hugo'nun evlilik töreni ve Marquis de Sade ile Charles Baudelaire'in vaftizleri olmuş. 

Da Vinci Şifresi’ni Sungun Babacan seslendirince dinlemiştim bir kısmını, onda da burası geçiyor. Ona dair bir şeyler yazılmış Ertuğrul Özkök tarafından, ilginizi çekerse bakarsınız:
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/02/07/409865.asp

Burada da Fransızca bir video var, içini gösteriyor, ben fotoğraf çekmeye üşendim fazla fazla: http://www.youtube.com/watch?v=aQUIrollGOc

"Geçen yaz hiç hasta olmadım." diye tutunuyordum, bu yaz daha 2. günden hasta oldum. Beni bu havalar mahvetti. Kursa da gidemedim yine. Burası neresi kısmına gelecek olursak: Jardin des Tuileries’nin içinden Louvre görüntüsünü alabildiğim, petank oynayan amcaların olduğu nokta.

"Geçen yaz hiç hasta olmadım." diye tutunuyordum, bu yaz daha 2. günden hasta oldum. Beni bu havalar mahvetti. Kursa da gidemedim yine. Burası neresi kısmına gelecek olursak: Jardin des Tuileries’nin içinden Louvre görüntüsünü alabildiğim, petank oynayan amcaların olduğu nokta.

Evin sokağına merhaba diyelim.  (à Place Saint-Georges)

Evin sokağına merhaba diyelim. (à Place Saint-Georges)

Alaçatı ve düğün merasimlerimiz. 

Bu gece de valiz boşaltıp tekrardan hazırlayıp pazar sabahı ülkeyi terk ediyorum. Bu sürede hoş kalın.

Yine bitti.

Yine bitti.

Alper Canıgüz ile Peyniraltı daha güzel görünüyor.

Alper Canıgüz ile Peyniraltı daha güzel görünüyor.

"Bir unuttular ki deme gitsin"

"Bir unuttular ki deme gitsin"